Theodosius Limanı Arkeolojik Alanı Mimari Proje Yarışması

Öneri projemiz Theodosius Limanı Arkeoparkı’nın Türkiye ve dünya için ifade ettiği tüm değerler gözetilerek ve İstanbul kent kimliğini temsil eden bir vizyonla tasarlanmıştır. Amacımız, Arkeopark’ın yalnızca geçmişin sergilendiği bir yer ya da bir geçiş alanı değil, İstanbul’un tarihi gezi rotalarının bir uğrağı ve her ziyaretçiyle farklı deneyimlenen, zamanlar ve kültürler arası bir diyalektiğin merkezi olmasıdır.

Yıl
Lokasyon
İstanbul

SAKLI LİMAN

 

Bugün bir miktar geçmişe aittir. Yaşadığımız coğrafya bugünü, bu coğrafyada mesken tutmuş medeniyetler kültürel kimliğimizi belirler. Bu nedenle geçmişi bilmek, korumak ve onu bir miras olarak gelecek nesillere aktarmak önemlidir.

 

Bizans Dönemi’nde Theodisius Limanı, Osmanlı Dönemi’nde Langa Bostanları olarak anılan, günümüzde Yenikapı Transfer Merkezi’ni de içine alan bölge İstanbul’un 8500 yıllık tarihine ışık tutan bir ‘Saklı Liman’’dır. Lykos Deresi’nin Marmara Denizi’ne döküldüğü koyda M.S. 4. Yüzyılda 1. Theodosius tarafından yaptırılan liman, zaman içinde derenin taşıdığı alüvyonlarla dolmuş ve bir bakıma gizlenmiştir. 2004’den bu yana bölgede sürdürülen arkeolojik kazılar, Osmanlı, Bizans, Roma döneminin kent yaşantısı, ekonomisi, deniz taşımacılığı ve teknolojisine dair önemli bilgiler sağlamış, limanın derinliklerine inildiğinde karşılaşılan Neolitik yerleşim İstanbul’un katmanlı tarihini ve coğrafi geçmişini yeniden yazmıştır.Kıtaları birbirine bağlayan şehrin, Bizans döneminde dünyaya açılan kapısı olan Theodosius Limanı bugün Yenikapı Transfer Merkezi’yle kentin en önemli ulaşım merkezi ve Avrupa - Çin demir İpekyolu’nun duraklarından biridir. Bu itibarla Theodosius Limanı Arkeoparkı düzenlenirken bu yerin kentin dünyaya açılan yüzü ve binlerce yıllık bir kültürel birikimin merkezi olduğu unutulmamalıdır.

Öneri projemiz Theodosius Limanı Arkeoparkı’nın Türkiye ve dünya için ifade ettiği tüm değerler gözetilerek ve İstanbul kent kimliğini temsil eden bir vizyonla tasarlanmıştır. Amacımız, Arkeopark’ın yalnızca geçmişin sergilendiği bir yer ya da bir geçiş alanı değil, İstanbul’un tarihi gezi rotalarının bir uğrağı ve her ziyaretçiyle farklı deneyimlenen, zamanlar ve kültürler arası bir diyalektiğin merkezi olmasıdır. Oluşturulan çizgisel dil alan içindeki hareketi organize ederken çeşitli işlev alanlarını da birbiriyle ilişkilendirir. Promenadlar, rampalar, merdiven ve asansörlerle örülen sirkülasyon ziyaretçilerin kendi rotalarını oluşturmalarına da olanak verir. Hareketin yönüyle farklılaşan vektörel algı ziyaretçileri fragmanların sunduğu bütünsellik içinde mekanı keşfe davet eder.

 

Proje kapsamında arkeoparkın kentle, kültürel bir promenad olan Mese aksıyla, transfer merkezi, kazı alanları ve kazı laboratuvarlarıyla olan fiziksel, mekânsal, anlamsal ilişkisi yeniden tanımlanmıştır. Zemin, kültürel katmanlaşmanın göstergesi kabul edilmiş ve kenti arkeoparka, kültürleri birbirine bağlayan bir strüktür olarak yorumlanmıştır. Projede, mevcut kent akslarının oluşturduğu kent karolajı arkeopark alanı içindeki kazı karolajı ile çakıştırılmıştır. Bu bir bakıma günümüz İstanbul’unun geçmişiyle buluşması gibidir. Mevcut ve eski kent dokusu arasındaki açısal fark, projenin zemininde -yaya yolları, kazı çukurları, laboratuvarlar, ziyaretçi merkezi ve peyzaj alanları olarak- bir mekânsal karşılık bulmuştur.

Kent ile kurulan güçlü ilişki Theodosius Limanı arkeolojik alanı ve Ziyaretçi Merkezi’ne erişimi bununla birlikte alanı keşfetmeyi teşvik eder. Alan tüm arkeolojik katmanları ile antik limanı geçmiş ve günümüz İstanbul morfolojisi ve kartografyası ile okumayı ve anlamayı kolaylaştıracak şekilde ziyaretçilerin kullanımına sunulmaktadır.

 

Sultanahmet’te Augusteion Meydanı’ndan başlayarak Çemberlitaş’ta Constantinus Forumu’na ve Theodosius Meydanı’na ulaşan tarihi yarımadanın ana aksı ‘Mese’, çevresinde Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait sayısız yapı ve eserin yer aldığı önemli bir kültür promenadıdır. Proje kapsamında Mese’nin Bodrum Cami –Myrelaion Kilisesi- ile buluştuğu noktada aks açısal bir kırılmayla Theodosius Limanı Arkeoparkı’na yönlendirilmiştir. Promenadı karşılayan meydan kent, transfer merkezi ve ziyaretçi merkezini birbiriyle ilişkilendiren bir mafsal görevi üstlenmektedir.

Theodosius Limanı Arkeoparkı Ziyaretçi Merkezi ziyaretçilerini kazı alanında karşılar. Mekan, bugünü katmanlaştıran kültürler arası bir iletişim merkezi olarak kazı alanının ontolojik bir parçası –anlamlandırıcı öğesi ve zaman sayacıdır. Ziyaretçi Merkezi bir karşılama, bilgi edinme, yönlendirme -gezi rotası oluşturma- ve soluklanma mekanıdır.Ziyaretçilerin Theodosius limanı arkeolojik alanı hakkında- digital, inter-aktif, görsel, fonetik çeşitli yöntemlerle- bilgi alabilecekleri bu merkezde sergi, seminer, kafe, müze satış gibi birimlere yer verilmiştir.

 

Kazı Çukuru olarak adlandırılan bölge, Theodosius Limanı kazılarında neolitik döneme ait buluntulara ulaşılan yerdir. Alanın en eski dönemine tarihlenen bu buluntuların kronolojik bir sıra ve farklı sunum teknikleriyle, projede yarı açık bir sergi mekanı olarak düzenlenmiş olan kazı çukurunun çeperlerinde sergilenmesi önerilmektedir. Ziyaretçi merkezi ile ilişkilendirilen bu alan, transfer merkezinin kazı çukuruna bakan cephesinde -statik kriterlere uygun olarak- yapılacak müdahaleyle yalnızca ziyaretçilerin değil transfer merkezinin yolcularının da görebildiği bir sergi mekanı olacaktır. Ziyaretçi merkezi ve transfer merkezi fiziksel olarak da birbirleriyle ilişkilendirilmiştir.

Meydandan kazı karolajını kılavuz alarak limanın doğu – batı aksına paralel olarak devam eden ana promenad, kentlilerin arkeoparkı deneyimlemesine olanak vererek parkın iki ucunu birbirine bağlar.Zemin, promenad tarafından belirlenmiş düzlemsel bir açıyla hafifçe eğilerek limanın güney sınırına vurgu yapar. Kuzey – güney doğrultusunda devam eden yaya yolları ise zemindeki bu değişime kayıtsız kalarak promenadla aynı düzlemde ilerler. Ziyaretçiler, üzerinde yürüdükleri yolun köprüye dönüşmesiyle zemin, ayaklarının altından kayıp gidiyormuş gibi hissederek antik limanın üstünde yürüdüklerini kavrarlar. Kent- kıyı çizgisinin eski mekânsal izini oluşturan Theodosius surları proje kapsamında yeniden yorumlanmıştır. Surlar, sıkıştırılmış topraktan yapılmış bir sergi duvarı olarak tasarlanmış ve özel bir aydınlatma tasarımıyla görünür kılınmıştır.Ziyaretçi Merkezi’nden başlayan sergi rotası surlar boyunca devam ederek arkeoparkın çeşitli işlev alanlarıyla da temas eder. Sur promenadı tarihi limanın batı sınırına ulaştığında burada ana promenadla birleşerek Mese aksı doğrultusunda Altın Kapı’ya devam eder.

 

Theodosius Limanı Arkeoparkı’nda peyzaj kendisinden oluşan her şeydir. Bu zamansız ve immaterial varoluş -kendinden ibaret olma hali - ziyaretçi merkezi ile kurulan günümüzü kerterizleme, ziyaretçilerin kendilerini hem o anda hem de burada hissetmelerini sağlayacak derin bir peyzaj algısı ile sağlanır. Bu nedenle neredeyse alanın tüm partikülleri agrega, toz, toprak- kah serbest, kah dondurularak- hem geçmiş hem de bugün olurlar. Sur duvarlarına dönüşürken toprak, vejetatif örtü için kumlu – agregalı toprak, üstünde yürümek için sıkıştırılmış malzeme, yüzeyi örtmek için serbest agrega ve alanda var olan yeşil unsurların dışındaki bitki gelişimini doğaya bırakan anlayış hem zamanın hem de kazının önüne geçmemenin göstergeleridir. Bu monokrom peyzaj algısı aynı zamanda Mese’nin şehir içinde yeniden bilinmesini sağlamaktadır.


Gerek surlar boyunca devam eden sergi promenadı gerekse ana promenad, arkeopark içindeki ziyaretçi merkezi, kazı alanları ve laboratuvarlarla fiziksel ve görsel ilişki kurmaktadır. Arkeoparkın bütünü içinde konumlandırılan prizmatik kütleler tematik iletişim noktaları olarak tasarlanmıştır. İşlev alanlarını vurgulayan, konumlandırıldıkları –meydan, ziyaretçi merkezi, kazı alanları, laboratuvarlar gibi-  mekanlarla ilgili bilgilendirme görevi üstlenen bu kütleler aynı zamanda kültürel katmanlar arası bir bağlantı ve düşey sirkülasyon elemanıdır.

Kazı alanları ve uygulama – araştırma laboratuvarları arkeopark gezisi deneyiminin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu itibarla proje kapsamında yayalaştırılan Kuleboyu sokak ve Atmaca sokak üzerindeki iki laboratuvar gezi rotaları ile ilişkilendirilmiş,  laboratuvarların çalışma koşullarının iyileştirilmesine çalışılmıştır. Ziyaretçilerin alanda yürütülen kazılar ve batık konservasyonu teknikleri, süreçleri hakkında bilgi edinebilecekleri, yapılan çalışmaları görebilecekleri bu alanlar arkeoparkın tasarım bütünselliği içinde hafif strüktürler, ahşap ve cam malzemelerle yenilenmiştir. Antik limanın batı ucundaki 100 Ada Bizans ve Osmanlı dönemine ait arkeolojik kalıntıların çıkarıldığı arkeoparkın önemli kazı alanlarındandır ve proje kapsamında önerilen gezi rotasıyla ilişkilendirilmiştir. Arkeoparkla ilgili dökümanlara dayanarak tespit edilen potansiyel kazı alanlarına projedeki gezi rotalarında yer verilmiştir.

Yarışmanın etkileşim alanlarının kuzey sınırını oluşturan Küçük Langa Caddesi, kent çeperini tanımlayan bir sınır kabul edilmiş, cadde ve surlar arasında kalan eski Langa Bostanlığı üzerindeki niteliksiz yapılaşmadan arındırılarak tarım parkına dönüştürülmüştür. Sosyal ve rekreatif ihtiyaçlara cevap vererek her yaştan insanın günün her saati keyifli vakit geçireceği bu park kent ve arkeopark arasında bir yeşil eşiktir. Kent strüktürünü tanımlayan yollar yaya hareketini organize eden zemin izleri olarak park içinde devam eder. Yol izlerinin tanımladığı alanlar eğime bağlı olarak farklı tekstürler oluştururlar. Zemindeki parçalanma toprak altından gün yüzüne çıkmaya hazırlanan kültürel katmanlara vurgu yaparken bu alanlar parkın tematik bahçelerine dönüşür.Bunlar Osmanlı’dan 1955 ‘e kadar kentin tarımsal ürün ihtiyacını karşılayan tarihi Langa Bostanları’nın anısını yaşatmayı amaçlayan tarım bahçeleridir. Bayrampaşa (Lykos) deresinin taşıdığı alüviyal yapının oluşturduğu bereket özellikle yerin mandıraları ve bağ – bahçeleri ile bilinir. Sur dışında kalan alan yeniden Langa’nın ekme biçme kültürünün sürdürüldüğü bir yer olarak önerilmektedir. Bu bahçeler tarımsal üretimin öneminin kamusal düzeyde kavranması ve kent içi tarımın örneğini oluşturması yönünden de ayrıca önemsenmektedir. Aynı zamanda tohum takaslarına ev sahipliği yapacak olan alan eski bağçivan kültürüne de atıfta bulunmak üzere kent tarımının yeni nesillere aktarıldığı alet edevat kullanımını öğreten bir hafıza mekanı olarak ta bizi geçmiş yüzyıllarla buluşturacaktır. Bostan ve suyun özdeşliği eski Langa kuyu ve çeşmelerinin kullanıma sunulmasıyla yeniden gün batımında kuyu başı buluşmalarına ev sahipliği yapacaklardır. Beyaz örtüleri ile dut ağacı kiralamak Evliya Çelebi’nin bahsettiği çeşitli yemişleri bulmak, şehrin kadim geçmişine en samimi selam olacaktır.